Bişey dicem

Benim için önemli bir nedenden ötürü, yeni bir bloga geçiyorum. 

O blogun ismini vermiyorum çünkü o zaman rahat olamıyorum.

Sadece beni çok eski bloglarımdan beri takip eden sınırlı sayıdaki kişiye yeni blogun adresini vericem. Onlara kıyak yapıcam. Öbür türlü ayıp olur. Neden yeni yere taşındığımı da orada anlatıyorum zaten.

Yeni mekanın ismini öğrenmek isteyenler bana mail adresimden ulaşsınlar : tuncelis@yahoo.com 

Manyaklığa doymuyorum.

14 November 2011 ·

Bana bu dünyada hiç bir acı, bir kadını ağlatmaktan daha büyük acı vermedi, veremez.

13 November 2011 ·

HAMİT

Arkadaş çevremden gelen yoğun istek üzerine, eski blogumda (www.sonerhoca.com) yazmış olduğum bir yazımı buraya da yerleştiriyorum.

HAMİT

İyi hatırlamam tarihleri ama sanırım ya 1998 ya da 99′du. O zamanlar lisede okuyor, siyasete ilgi duyuyordum. Henüz Hamit’le tanışmamıştık. Şimdilerde olmayan, o zamanlar olmasa da olan Kanal E diye abuk bir kanalda, Besim Tibuk diye biri konuşuyor, konuştukça ekrana kilitleniyordum. Evde babam falan varsa “adam güzel konuşuyor” deyip, onunla beraber izliyorduk. Besim Tibuk, NET Holding’in sahibi ve Liberal Demokrat Parti’nin başkanıydı.

Adamı sürekli takip etmem babamın da dikkatini çekmiş olacak ki, “İstersen seni tanıştırayım, tanıyorum” dedi. Hamit’le ise hala tanışmamıştık…

Devamını şurada okuyun bence; 

http://www.sonerhoca.com/2011/05/29/hamit/

Bu arada yazı, AlkislarlaYasiyorum.com tarafından da yayınlanmış bulunuyor;

 http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/49535/hamit

13 November 2011 ·

Adem, Havva ve 100+ milyar.

İlk zamanlar iki insan vardı. Adem ile Havva. 2 kişiymişiz yani. Şu an dünya nüfusu neredeyse 7 milyar. Ölenlerle beraber 100 milyarı aşmışız. Ne çok sevişmişiz be.

30 October 2011 ·

Bir Eylem Günü

İçinde bulunmaktan zevk aldığım bi gençlik hareketi var : 3H HAREKETİ .

Genelde biraraya gelip felsefe yapıyoruz. Arada sırada da kafamız bozulunca eylem yapıyoruz.

İşte o günlerden biriydi geçtiğimiz Pazar günü. 

Son yapılan vergi artışlarından sonra, vatandaşı yeni vergi rekortmeni ilan ettik ve Taksim’de madalya dağıtalım dedik. Türkiye’de yaşayan her vatandaş bunu hak ediyordu.

Madalyalar bende. Herkes beni bekliyor.

Fakat eylem saatimiz olan 11:00’de arkadaşım Alper, Taksim’e oldukça uzak bir yerde, ben ise, daha uzak bir yerlerde arabanın içerisinde tıkılıp kalmıştık. Yaklaşık yarım saattir aynı yerde duruyorduk. 1 metre ilerlemiyordu yol. Normalde 10:30’da orada olmalıydık, medya ile ilgilenmeliydik. Ama biz, eylem saatinde, eylem mahallinden epey uzaklardaydık. Avrasya Maratonu dolayısıyla Taksim’e çıkan yollar kapatılmıştı. Alper beni aradı ve “ben gelemiyorum, varabilmem imkansız, dönüyorum abi” dedi. “Benim de varacağım meçhul, napalım dön” dedim. 

Saat 11:02’i geçiyordu.

Alper’i aradım, “dönme, sonuna kadar zorla abi” dedim. Alper o gün tersinden kalkmamıştı, “olur” dedi. 

Saat 11:03 olmuştu. Aklımdaki tek şey medyanın o an ne yaptığıydı. Acaba ne düşünüyorlardı hakkımızda? Medya beklemez. 1 dakika bile beklemez. Kara listeye alır ve gider. Gelmez daha eyleme meyleme. Yollar 1 saniye içinde bile açılsa, benim oraya varmam en az 15 dakika sürerdi ve yolun hiç açılacağı yoktu.

Saat 11:04’tü. Yağmur da inceden kendisini hissettirmeye başlamıştı. Yağmur yağarsa mahvolurduk. Yani hem yolların hemen açılması, hem de yağmurun hemen durması gerekiyordu. Ve ikisinin aynı anda olma ihtimali, sayısal lotoyu kazanma ihtimalimden azdı. 

Saat 11:05’ti karşımdan hızlı adımlarla yürüyen biri geliyordu, tam yanımdan geçerken, adama camı açıp bağırdım “İLERİSİ ÇOK TIKALI MI??” . Adam “Goşu var goşu. Polis kapatmış ha böle burayı” diyerek zaten bozuk olan moralimi sonlandırdı. Artık moralim yoktu yani. Hani moralim bozuk falan değildi. Moralim yoktu artık. Hiç bir şey hissetmiyordum. Tek düşündüğüm şey, yaşayacağımız rezaletti.

Saat 11:07 olmuştu. Birazdan telefonum çalacaktı ve “ABİ SEN NERDESİN?? MEDYA GİTMEK İSTİYO!!” diyeceklerdi. Adım gibi biliyordum. Böyle bir telefonun gelmemesi için dua ediyordum.

Kimi arasam acaba dedim. Keşke Volkan olsa. Onu arasam. Paşam bana ne güzel konuşur. Volkan bana hep “paşam” der, yumuşacık ses tonuyla ruhumu dinlendirir. Ama o gün Volkan İstanbul’da değildi. 

Bana pozitif konuşacak biri lazım. Furkan’ı arayım. Furkan moral bozucu konuşmaz, halden anlar dedim. En son bi 25 dakika önce konuşmuştuk ve “gelmek üzereyim” demiştim. Bilmiyor ki ben onu dediğim andan beri aynı yerde sayıyorum, lastiğim bile dönmedi. Yoksa İsmail’i mi arasam dedim? Yok dedim, İsmail’de moralimi bozacak bi tip var, hissettim. Zaten kendisi bana 1 dakika sonra “Taksim Sağanak” şeklinde dünyanın en kısa ve soğuk mesajını atarak hislerime tercüman oldu. Sağol dedim içimden İsmail’e. 1-2 dakika sonra da “Medya Gitti” diye mesaj at da öleyim dedim. Ya da “Eylem İptal”. Veya “Gelme abi”. Artık İsmail’den herşeyi bekliyordum.

Medeni’yi’ arayım dedim. Bi kere adam medeni. Aradım Medeni’yi. Anlamsız bi şekilde gülüyordu. Ulan dedim bana mı gülüyo? Halimize mi gülüyo? Sinirden mi gülüyo? Neye gülüyon olm? Bağa mı gülüyon!? “hahhha haa abi nerdesin?” dedi. “Geliyorum abi, bekletin medyayı” dedim. Halbuki gelmiyordum. Neye güldüğünü söylememişti ama Medeni’nin o anlamsız gülüşleri, anlamsız bir şekilde moralimi yükseltti.

Saat 11:09 falan olmuştu. Yağmurun bir anca durması, yolun bir an önce açılması gerekiyor artık!! Ama yok. Sanki deplasmandayız. Dakika 90+2, 2-0 yeniğiz ve 3 oyuncumuz kırmızı kart görmüş. Maçı alabilmemize imkan yok. 

Saat 11:10’a doğru minikten bir ilerleme ama çok minik. İleride soldan Taksim’e giden yol açık gözüküyor. Gözümle görüyorum. Ama millet oraya girmiyor, sağ taraftaki yolda birikmiş. Dayan Soner diyorum. Az biraz daha ilerlersek ben o soldan uçucam. Plan güzel. 

Saat 11:15. Kalabalığın arasından sıyrılıp soldan Taksim’e giden yola gireceğim sırada farkettim ki meğer zaten kapalı olan yol oymuş. O yüzden millet sağdaki yolda birikmiş. Böyle bi çekici var yolun girişinde, enine duruyor. Başında iki polis. 

Şimdi iki ihtimal var. Ya polisi ikna edip kapalı olan yoldan geçicem. Ya da eylemin ruhuna Fatiha. Zira sağdaki Taksim ile alakasız olan yola dönersem eylem iptal. 

Polislerin önünde durdum, “AÇIN YOLU YAKINIM ALMAN HASTANESİNDE ÇABUK AÇIN LÜTFEN BANA İZİN VERİN”, “BIRAKIN GEÇEYİM” dedim. “Hayır beyefendi izin falan veremem, koşu var” dedi ve aşağıda koşarak geçen insanları gösterdi. Onlara öyle hüzünlü baktım ki, biri bana iki kolunu kaldırıp el salladı. Bir daha yalvardım polise, “BEN DİKKATLİ GEÇERİM” dedim, yok. Mümkün değil. 

Saat 11:17 Ben hala polisi ikna etmeye çalışıyorum. Yok. Adam beni artık vurmak üzere. Çaresiz sağda herkesin biriktiği, gıdım ilerlemeyen, Taksim ile hiç bir alakası olmayan, geri dönüşü olmayan yola girdim. Artık bitmiştim. Zaten yağmur da ağzıma ağzıma yağıyordu. 

Saat 11:18 “Allah’ım ne olur bir mucize olsun” dedim. Ama tam böyle kalpten söyledim. Sağ yanımda bi taksi var. Düt düt yaptım. Adam baktı. “Abi ben burdan Taksim’e nasıl gidicem?” dedim. Adam “beni takip et” dedi ve bir anda, incecik ama incecik bir sokaktan içeri girdi. Sokak bile değildi belki. Garip bi ince yol. Belki araba 10 cm daha geniş olsa giremezsin o sokağa. Öyle bi yer. Orada bir yol olduğunu bile farketmeniz imkansız. Tıngır mıngır gidiyoruz adamla. Garip garip mahallelerden geçtik. Dağ bayır indik. Kırmızı ışıkta durduk. O sıra telefonum çaldı. Konuşurken ederken aaaaaaa bi baktım adamı kaybettim!! Araya arabalar falan da girdi. Taksici nerede? Taksim nerede!? Burası neresi? 

Saat 11:22 Arabaların arasında zikzaklar yaparak taksiciyi arıyorum. Gördüm ileride bastım gaza. aaaaaaa bi baktım o değil. Yanlış taksiye gazlamışım. İleride bi tane daha var, bu sefer ona gazladım. Kırmızı ışıkta durdu. Acaba o mu diye arabadan inip bakayım dedim. Arabadan indim, tam taksiye doğru koşuyorum, yeşil yandı. Arkadan kornalar, adam gazladı, göremedim, tozunu yuttum. Hemen tekrar arabaya atladım. Artık direksiyonun başında herşeyi göze alan bir Soner var. Bi sağ bi sol, yakaladım taksiyi. O mu diye yanaştım yanına 100km. ile, adam da bana baktı, kaş göz yaptı “takip et” şekilde. “Oh” dedim, o. 

Saat 11:26 Hayatımda görmediğim yerlerden geçerek Taksim’e çıkarttı beni adam. İnip adama 100 tl veresim var ama zamanım yok. Kornayı “Allah razı olsun” şeklinde çalmaya çalıştım. Anladı galiba eyvallah yaptı eliyle. 

Saat 11:32 gibi Alper ile aynı anda olay yerine ulaştık! Medya beklemişti. Furkan iyimserdi. Meryem cefakardı. Ekin, şirinlik muskasıydı. Baver, 40 yıllık 3H’liydi. Mustafa teknolojikti. İsmail artık pozitifti. Nurullah candandı. Medeni ise tabiki gülüyordu…Yağmur? Yağmur durmuştu. Biz işimizi bitirene kadar da yağmadı. Böyle geçti bir eylem daha.

Bu hikayenin televizyona yansıyan bölümünü ise CNN Turk’un sitesinden seyredebilirsiniz; http://video.cnnturk.com/2011/haber/10/16/otv-zammina-madalyali-protesto 

18 October 2011 ·

Bu dünya sahte kahramanlarla dolu. Yaşadığı yıllar boyunca hayatımızı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayan politikacılar, savaş çıkartanlar, katliam yapanlar..hepsinin ne de çok seveni var. Ogün Samast’ı bile kendine idol edinen bir neslimiz var. İşte hepsinden ayrı, hakiki bir kahraman size ; Steve Jobs. Ofisinde geçirdiği sıradan bir günü, yukarıda saydıklarımın ömrüne bedel. Mekanın cennet olsun, hayatımızı kolaylaştıran, dünyamızı zenginleştiren adam.

6 October 2011 ·

Just Curious About Something / İstanbul 2011

Just Curious About Something / İstanbul 2011

6 October 2011 ·

I Don’t Wanna Shop Anymore / İstanbul 2011

I Don’t Wanna Shop Anymore / İstanbul 2011

5 October 2011 ·

Geçtiğimiz gün katıldığım programda, Osman hoca ile birbirimize girdiğimiz anları bu videoda izleyebilirsiniz. 

28 September 2011 ·

DUYURU

22 Eylül Perşembe günü, saat 23:00’te KANALTURK’te canlı yayın konuğuyum. Ekonomiyi konuşacakmışız. Karşımda Prof. Dr. Osman Altuğ olacakmış. Son 6-7 aydır ekonomi sayfası açmadım. Adam beni peynir ekmek gibi yicek. Çok sıkışırsam “Sen Rothbard okudun mu kardeşim!” deyip masa altından kaçmayı planlıyorum. Haydi yolum açık olsun :)

20 September 2011 ·

About Me

Hayat, İnsanlar ve Anlar Üzerine

Flickr Images

I Follow